Dini İnancın VMAT2/Slc18a2 Gen Ekspresyonu Üzerine Etkisinin Belirlenmesi


Tezin Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Biyoloji Bölümü, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: Cihan YILDIZ

Asıl Danışman (Eş Danışmanlı Tezler İçin): Ayşenur Eminoğlu

Eş Danışman: Muhammet Enes Vural

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Bu çalışma, monoamin nörotransmitter taşıyıcısı olan VMAT genlerinin ekspresyon düzeylerinin dindar (n=30) ve seküler (n=30) bireylerde dini inanç yapılarıyla ilişkisini incelemeyi amaçlamıştır. VMAT1 ve VMAT2 gen ekspresyonu, GAPDH referans geni kullanılarak normalize edilmiş ΔCq değerleri üzerinden göreceli olarak değerlendirilmiştir. Seküler grupta VMAT2 gen ekspresyon düzeylerinin dindar gruba göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca seküler bireylerde daha geniş bir varyans gözlenmiş (0,05–1,00), dindar bireylerde ise gen ekspresyonu genellikle 0,00–0,05 aralığında kalmıştır. Dindarlığın alt boyutları olan dini duygu, dini davranış, Tanrı ile ilişki ve dini biliş gibi faktörlerle de VMAT2 ekspresyonu arasında anlamlı negatif korelasyonlar saptanmıştır. Ayrıca düzenli namaz, oruç, zikir ve sohbet halkalarına katılım gibi belirli dini pratiklerle VMAT2 gen ekspresyonu arasında da negatif korelasyonlar gözlenmiştir. Öte yandan yoga ve meditasyon gibi dini olmayan maneviyat pratikleri ile VMAT2 ekspresyonu arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır Doğrusal regresyon analizlerinde, dindarlık düzeyinin VMAT2 ekspresyon varyansının %21,7'sini açıkladığı belirlenmiştir (R²=0,217). İnançsızlık düzeyiyle VMAT2 arasında ise pozitif bir ilişki eğilimi gözlenmiştir (R²=0,033). Elde edilen bu sonuçlar VMAT2 gen ekspresyonu ile bireylerin dini inanç yapıları ve yaşam tarzları arasında anlamlı ilişkiler olduğunu ortaya konmuştur. Özellikle yüksek dindarlık düzeylerinin, dopaminerjik sistemle ilişkili bu genin ekspresyonunu baskıladığı; seküler yaşam tarzında ise daha yüksek düzeyde bir dopaminerjik aktivite olabileceği öne sürülmektedir. Elde edilen bulgular, psikososyal değişkenlerin biyolojik düzeyde izlenebilen etkileri olduğunu göstermekte ve nöroteolojik araştırmalara önemli katkılar sunmaktadır.