ÇAY BUDAMA ATIKLARININ DEĞERLEME POTANSİYELİ VE UYGULAMA ALANLARI


Creative Commons License

Çengel Ş. T., Akbulut M.

INTERNATIONAL SCIENTIFIC COMPILATION RESEARCH CONGRESS-V, 1 - 03 Mart 2026, ss.102-111, (Tam Metin Bildiri)

  • Yayın Türü: Bildiri / Tam Metin Bildiri
  • Sayfa Sayıları: ss.102-111
  • Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
  • Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Çay tarımında gençleştirme budaması, bahçe yenilenmesi ile verim ve yaprak kalitesinin

sürekliliğini destekleyen temel bir yönetim uygulamasıdır. Mevzuat kapsamında ruhsatlı çay

bahçelerinde budamanın planlı biçimde yürütülmesi ve her yıl alanın yaklaşık onda birinin

budamaya alınması, üretim bölgelerinde düzenli ve öngörülebilir bir lignoselülozik biyokütle

akımı oluşmasına yol açmaktadır. Bu düzenli budama programı, budama atıklarının

toplanması, taşınması ve uygun şekilde yönetilmesini operasyonel açıdan önemli bir konu

hâline getirmekte, aynı zamanda budama biyokütlesini sürdürülebilir tarım ve döngüsel

biyoekonomi açısından değerlendirilebilir bir kaynak olarak öne çıkarmaktadır. Bu derleme,

çay budama atıklarının değerleme potansiyelini ve başlıca uygulama alanlarını tarımsal,

çevresel ve endüstriyel boyutlarıyla sistematik biçimde sentezlemeyi amaçlamaktadır.

Literatür, budama biyokütlesinin kompost ve organik toprak düzenleyici olarak kullanımının

toprak organik maddesini destekleyebildiğini, toprak yapısı ile su tutma kapasitesini

iyileştirebildiğini ve besin döngüsüne katkı sağlayabildiğini göstermektedir. Termokimyasal

dönüşümle biyokömür üretimi, daha kalıcı karbon fraksiyonlarının toprağa kazandırılması ve

karbon depolama potansiyeli açısından öne çıkan bir seçenektir. Ayrıca budama kökenli

materyallerden aktif karbon ve biyosorbent üretimi, su ve toprak ortamlarında seçili

kirleticilerin giderimine yönelik uygulamalar için potansiyel sunmaktadır. Bununla birlikte,

saha ölçeğinde doğrulama, ürün standardizasyonu, ekonomik uygulanabilirlik ve yaşam

döngüsü temelli çevresel etki değerlendirmesi gibi alanlarda daha kapsamlı çalışmalara

ihtiyaç bulunmaktadır. Bu çerçevede, bölge ölçeğinde uygulanabilir yönetim seçeneklerinin

geliştirilmesi ve paydaşlar arası koordinasyonun güçlendirilmesi önem kazanmaktadır.

Tea rejuvenation pruning is a fundamental management practice that supports plantation

renewal while sustaining yield and leaf quality over the long term. Within the current

regulatory framework, pruning in registered tea plantations is implemented in a planned and

systematic manner, with approximately one-tenth of plantation areas undergoing pruning each

year. This structured schedule results in the regular and predictable generation of a

lignocellulosic biomass stream across production regions.Consequently, the collection, transportation, and proper management of pruning residues

constitute an operationally significant issue, while at the same time positioning pruning

biomass as a potentially valuable resource within sustainable agriculture and the circular

bioeconomy. This review aims to systematically synthesize the valorization potential and

principal application areas of tea pruning residues across agricultural, environmental, and

industrial dimensions. The literature indicates that the use of pruning biomass as compost or

organic soil amendments can enhance soil organic matter, improve soil structure and waterholding capacity, and contribute to nutrient cycling. Thermochemical conversion into biochar

emerges as a prominent option for introducing more recalcitrant carbon fractions into soils

and supporting carbon storage potential. In addition, pruning-derived materials have been

investigated as precursors for activated carbon and biosorbent production, offering potential

applications for the removal of selected contaminants from water and soil environments.

Nevertheless, further field-scale validation, product standardization, economic feasibility

analyses, and life cycle-based environmental impact assessments remain necessary. In this

context, the development of regionally applicable management options and strengthened

stakeholder coordination gain increasing importance.