Osmanlı İmparatorluğu’nda Din ve Vicdan Hürriyeti Tartışmaları: II. Meşrutiyet Devrinde Şerefeddin Efendi’nin (Yaltkaya) “Hürriyet-i Vicdan” Makalesi Üzerine Bir Tahlil
Rize Hukuk Sempozyumu: Din ve Vicdan Özgürlüğü, Rize, Türkiye, 23 - 24 Eylül 2026, (Yayınlanmadı)
- Yayın Türü: Bildiri / Yayınlanmadı
- Basıldığı Şehir: Rize
- Basıldığı Ülke: Türkiye
- Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
Modern hukuk
doktrininde din ve vicdan hürriyeti, mefhum olarak 1789 tarihli Fransız
İnsan ve Yurttaş Hakları Beyannamesi ile tecessüm ederek zamanla evrensel
bir mahiyet kazanmıştır. Türkiye’de ise bu mefhumun müzakere zeminini, Osmanlı
İmparatorluğu devrinde, ekseriyetle harici tesirler ve gayrimüslim tebaanın
hukuki statüsüne dair talepler teşkil etmiştir. Tanzimat ve Islahat fermanları
ile resmî bir hüviyet kazanan bu süreç; müteakip yıllarda muhtelif entelektüel
mahfillerde meselenin hukuki, dinî, felsefi ve siyasi veçheleriyle tartışılmasını
beraberinde getirmiştir.
Bu tebliğ, II.
Meşrutiyet devrinde İttihat ve Terakki Cemiyeti ile irtibatlı ulema çevresince
neşredilen Beyanü’l-Hak mecmuasında 1912'de yayımlanan “Hürriyet-i
Vicdan” başlıklı makaleyi inceleme konusu edinmektedir. Muhtelif kataloglarda
müellif adı “Nureddin” olarak kaydedilmiş olsa da makalenin, Cumhuriyet
devrinin ikinci Diyanet İşleri Reisi olan Mehmet Şerefeddin (Yaltkaya)
Efendi’ye ait olduğu anlaşılmaktadır. Yürütülen bu çalışma, söz konusu isim
karışıklığını düzelterek literatüre tashih edilmiş bir veri sunmaktadır.
Şerefeddin Efendi,
vicdan hürriyetinin Avrupa’daki gelişimini kraliyet ve kilise otoritelerine
karşı hasıl olan fikrî isyana dayandırmakta; İslam’da ise ruhban sınıfının ve
aracı bir ruhanî otoritenin bulunmaması ile Kur’an-akıl ikilisinin temel
alınması sayesinde Müslümanların bu hürriyete özünde zaten sahip olduğunu ileri
sürmektedir. Dolayısıyla müellife göre Müslümanlar için ayrıca bir hürriyet
talebine ihtiyaç yoktur. Osmanlı tebaası gayrimüslimler hususunda ise müellif, Avrupalı
devletlerin 1834’ten itibaren İmparatorluk üzerinde yoğunlaşan diplomatik
baskılarını ele alarak “hürriyet-i vicdan” söyleminin siyasi bir araç haline
getirildiğini savunmaktadır. Nitekim Charles Bradlaugh’ın 1881 yılında Birleşik
Krallık Avam Kamarası’nda yemin merasiminden menedilmesini örnek göstererek, bu
prensibi savunan devletlerin kendi içlerinde dahi tutarlı davranmadığını
vurgulamaktadır.
Netice itibarıyla
Şerefeddin Efendi, Batı’nın bu konudaki telkinlerini samimiyetten uzak bulmakta
ve mefhumun Osmanlı hükümetine karşı bir “zorbalık vasıtası” olarak
kullanılmasını tenkit etmektedir. Tebliğ, mevzubahis makaleyi yalnızca tarihî
bir metin olarak değil; din ve vicdan hürriyeti mefhumunun II. Meşrutiyet
entelektüel atmosferinde nasıl çerçevelendiğini ve Batı’nın bu mefhumu istismarına
karşı devrin İslamcı-modernist ulema çevrelerinin hukuki ve teolojik cihetten nasıl
bir argüman geliştirdiğini gösteren bir kaynak olarak ele almaktadır. Bununla
birlikte, savunucu bir üslupla kaleme alınan makalede öne sürülen argümanlar
eleştirel bir okumayı da zaruri kılmaktadır. Tebliğde söz konusu görüşler hukuk
tarihi perspektifinden tahlil ve tenkide tâbi tutulmaktadır.
In modern legal doctrine, freedom of religion and conscience emerged as
a formal concept with the 1789 French Declaration of the Rights of Man and of
the Citizen, eventually gaining universal significance. In the Turkish context,
the foundations for debating this concept during the Ottoman era were primarily
shaped by external pressures and demands regarding the legal status of
non-Muslim subjects. This process, which gained official momentum with the
Edicts of Tanzimat and Islahat, led to extensive legal, religious,
philosophical, and political discussions within various intellectual circles in
the following years.
This paper examines the article titled “Hürriyet-i Vicdan” (Freedom of
Conscience), published in 1912 in Beyânü’l-Hak, a journal issued by the
ulema circles associated with the Committee of Union and Progress (İttihat
ve Terakki Cemiyeti) during the Second Constitutional Era. Although various
catalogs mistakenly attribute the article to “Nureddin,” this study clarifies
that the author is in fact Mehmet Şerefeddin (Yaltkaya) Efendi, who later
served as the second President of Religious Affairs of the Republic of Turkey.
By resolving this bibliographic confusion, this study provides corrected data to
the existing literature.
Şerefeddin Efendi attributes the development of freedom of conscience in
Europe to an intellectual rebellion against royal and ecclesiastical
authorities. Conversely, he argues that Muslims inherently possess this freedom
due to the absence of a clergy or intermediary spiritual authority in Islam,
alongside the foundational role of the Quran and reason. Consequently, he
asserts that Muslims do not require an additional demand for such freedom.
Regarding non-Muslim Ottoman subjects, the author critiques the diplomatic
pressures exerted by European powers on the Empire since 1834, arguing that the
discourse of “freedom of conscience” was weaponized as a political tool. To
highlight the inconsistency of Western powers, he cites the 1881 case of
Charles Bradlaugh, who was barred from the oath of office in the British House
of Commons due to his atheistic views.
Ultimately, Şerefeddin Efendi considers Western suggestions on this
matter insincere and criticizes the use of the concept as a means of “coercion”
against the Ottoman government. This paper treats the article not merely as a
historical text, but as a crucial source illustrating how freedom of religion
and conscience was framed in the intellectual atmosphere of the Second
Constitutional Era and how Islamist-modernist ulema circles developed legal and
theological arguments against the perceived exploitation of this concept by the
West. At the same time, the defensive tone of the article renders its legal
arguments open to critical scrutiny. Accordingly, this paper subjects the ideas
in question to both analysis and critique from a legal-historical perspective.