Turkish Studies- Comparative Religious Studies, cilt.20, sa.4, ss.1749-1780, 2025 (TRDizin)
Dinlerin; hakikat iddiaları, pratik ritüelleri ve değerleri bakımından gerçek farklılıklara sahip olduğunu ve söz konusu farklılıkların yüzeyselliklerle sınırlı bulunmadığını müşahede etmekteyiz. Dinî çeşitlilik/çoğulculuk din felsefesinin ana konularından biridir. Dinî çoğulculuğa göre, büyük dinî geleneklerdeki başlıca tapınma objeleri arasındaki derin farklılıklar, büyük ölçüde, tek bir aşkın gerçekliğin insan yaşamında tecrübe edilme ve kavranma biçimlerinin farklı olmasından kaynaklanmaktadır. Günümüzde yapılan dinî çoğulculuk tartışmaları daha çok, John Hick’in düşünceleri etrafında dönmektedir. Richard Swinburne, eski bir iddia olan ancak yakın zamanda Hick tarafından yeniden canlandırılan, büyük dinler tarafından övülen yaşam biçimlerinin eşit ahlaki değere sahip olduğu ve bu dinlerin inançlarının en iyi şekilde aynı ebedî hakikatin farklı mitlerin yardımıyla ifade edilmesi olarak anlaşıldığı iddiası üzerine odaklanmaktadır. Swinburne’ün dini soruşturmaya ve dolayısıyla dinî çeşitliliğe yaklaşımı, bir dinî inancın ideal olarak yeterli araştırma ve nesnel olarak doğru tümevarım kriterlerinin sonucu olması gerektiği görüşünden doğmakta, o, böyle bir inanca “rasyonel” bir inanç demektedir. Swinburne, Hristiyan vahyinin muhtemelen doğru olduğuna, herhangi bir dinin doğru olduğunu göstermenin yolunun pozitif argümanlarla gerçekleştiğine ve Hristiyanlığın pozitif bir argüman verdiğine inandığını ifade etmekte ve dolayısıyla diğer rakip dinleri ayrıntılı olarak inceleme ihtiyacı hissetmediğini belirtmektedir. O, hak bir dinin neye benzediğine dair a priori beklentileri olduğunu ve bunların yalnızca Hristiyanlık tarafından karşılandığını düşünmektedir. Ona göre, tüm dinler kurtuluşu teşvik eder ancak onun belirli bir dine (yani Hristiyanlığa) olan inancı başka herhangi bir dini genel olarak dışlayarak savunduğunu, genelde “aynı ebedî Hakikat”a vurgu yapmakla birlikte, özelde Hristiyanlığı öne çıkardığını, “Nihâi Hakikat” ile olan temasın Hristiyanlıkta daha yakından, daha rasyonel ve daha kapsamlı bulduğunu söylemek mümkündür. Katı akılcılık anlayışına sahip ve dinî belirsizliği savunmayan Swinburne, dinlerin hepsinin epistemik değerde eşit olmadığına inanmaktadır. Swinburne’ün gerçek dinin nasıl olması gerektiğine dair iddiaları, dini sorgulama anlayışında bayesçi epistemolojiden destek alan bir başka özelliktir. O, teizmin tutarlılığını özellikle olasılık hesapları ile ilgili bir teorem olan “Bayes Teoremi”ni kullanarak ortaya koymaya çalışmıştır. Evrenin karakterinin teistik açıklamasının eldeki en basit ve en kapsamlı açıklama olduğunu ve Bayes teoremi kullanılarak, toplam olasılığın yarısından büyük olduğunu gösterebileceğini savunan Swinburne’ün argümanı eleştirilmekte, örneğin John Hick’e göre karmaşık bulunmaktadır. Swinburne, teizmi temellendirme stratejisinde merkezi bir rol oynayan dinî tecrübenin kanıtsal gücüne dair açıklamasını Bayesci doğrulama teorisi açısından formüle etmektedir. Belirli dinî tecrübe örneklerinin Tanrı’nın mevcut olduğu hipotezini desteklediğini belirten Swinburne’ün, Tanrı’nın varlığına dair, dinî tecrübe argümanının ağırlığının etkin olduğu ve olasılık hesabının teistik argümanlara uygulandığı dinî tecrübe dâhil diğer argümanların bir araya getirilmesine dayandığı kümülatif savunma stratejisi daha çok incelenmelidir. Günümüz din felsefesinin Plantinga ile birlikte en önemli temsilcisi sayılan, rasyonel teizmin ve delilci teizmin savunucularından Richard Swinburne’ün düşüncesinde dinî çeşitlilik / dinî çoğulculuk anlayışının ele alındığı bu makalede, Swinburne’ün probleme yaklaşımı, dinî çoğulculuk anlayışının ana unsurları ve dayandığı epistemolojik ilkeler tespit edilip değerlendirilmeye çalışılmıştır.