İşitsel ve Görsel Verilerle Ruhsal Bozuklukların Hesaplamalı Analizinde Veri İşleme Hatları, Öznitelik Çıkarımı ve Çok-Kipli Füzyon


Aydin U., Zaim Gökbay İ.

Hesaplamalı Zekanın Kuramsal Temelleri: Yapay Zeka, Öğrenme Kuramı ve Büyük Veri Paradigması, Atınç Yılmaz, Editör, Özgür Yayınları, İstanbul, ss.111-136, 2026

  • Yayın Türü: Kitapta Bölüm / Araştırma Kitabı
  • Basım Tarihi: 2026
  • Doi Numarası: 10.58830/ozgur.pub1351.c5539
  • Yayınevi: Özgür Yayınları
  • Basıldığı Şehir: İstanbul
  • Sayfa Sayıları: ss.111-136
  • Editörler: Atınç Yılmaz, Editör
  • Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Ruhsal bozuklukların erken tanısı, tedavisi ve izlenmesi, belirtilerin öznel  doğası ve geleneksel klinik yöntemlerin ölçüm sınırlılıkları nedeniyle güçtür.  Bu bölüm, işitsel, görsel ve çok-kipli verilerden nesnel biyobelirteçler elde  etmeyi amaçlayan hesaplamalı yaklaşımları sinyal işleme ve makine öğrenmesi  perspektifinden ele almaktadır. Veri kaynakları, klinik değerlendirme  ölçekleri, ön işleme adımları, ses ve görüntü verileri için öznitelik çıkarım  yöntemleri, sınıflandırma mimarileri ve çok-kipli füzyon stratejileri teknik  düzeyde incelenmektedir. Bu teknik çerçeve son yıllarda belirli yöntemler  ve hedefler çevresinde yoğunlaşan ve özellikle COVID-19 sonrası dönemde  hızla genişleyen kapsamlı bir literatüre dayanmaktadır. Bu yöntem ve hedef  yoğunlaşması içinde depresyon tespiti baskın araştırma hedefi olarak öne  çıkmış, evrişimli sinir ağları (CNN) ise temel mimari haline gelmiştir. Öznitelik  düzeyinde gerçekleştirilen ses-görüntü füzyonu, tek-kipli çözümlere kıyasla  kayda değer doğruluk kazanımları sağlamıştır. Bölümde ayrıca temsili yüz ve  ses tanıma mimarileri, temel ve yardımcı sınıflandırma yöntemleri arasındaki  ayrım ile uzaktan ve sürekli değerlendirme, mahremiyeti koruyan girişimsel  olmayan izlem ve kaynak erişiminin sınırlı olduğu koşullara uyarlanabilirlik  gibi gerçek yaşam uygulamaları tartışılmaktadır. Bununla birlikte kültürel  ve dilsel çeşitlilikten yoksun veri kümeleri, tanı ile tedavi arasındaki boşluk  ve modellerin yorumlanabilirlik eksikliği alandaki yeniliklerin klinik etkiye  dönüşmesinin önündeki başlıca engeller olmayı sürdürmektedir. Dolayısıyla bu engellerin aşılması alanın önceliklerini doğrudan şekillendirmektedir. Yapılan araştırmalar model doğruluğunu artırmanın ötesinde, bu alanda çeşitlilik içeren ve uzun vadeli veri kümeleri oluşturulmasının, modellerin tüm klinik sürecini kapsayacak şekilde genişletilmesinin ve klinik ihtiyaçları doğrudan karşılayan, yorumlanabilir sistemler geliştirilmesinin gerekli olduğunu ortaya koymuştur.