İbn Rüşd’de Müşterek Lafız Teorisi ve İlahi Sıfatlar


Creative Commons License

Karadeniz İ., Karaman H.

Bingöl Üniversitesi İlahiyat FakültesiDergisi, vol.0, no.19, pp.67-86, 2022 (Peer-Reviewed Journal) identifier

Abstract

: The relationship between philosophy and logic is discussed within the concomitant-the implicant (al-lazim-al-malzum) relationship in classical philosophy, and the existence of one of them is denied unless the other one exists. Despite such a strong relationship, it is seen that the subjects, concepts and issues of the science of logic are often implicitly included in the texts of philosophers. This study discusses how the science of logic plays a role in the discussion of attributes, which is a theological and philosophical issue. Divine attributes, as a sub-issue of the subject of tawhid, which is accepted as one of the fine matters of theology (Latâif-i kalâm), have been handled and discussed by numerous thinkers in Islamic thought. Similarly, Ibn Rushd could not remain ignorant of this issue discussed by the tradition before him, and examined the subject on a new level and with a different approach. In this study, Ibn Rushd’s reading style to the discussion of attributes is limited only by the theory of common words. As a matter of fact, in this way, the article shows that the relationship between logic and philosophy are two inseparable parts, and it is claimed that Ibn Rushd advocated a unique logic-based approach in the subject of attributes. Finally, it has been shown that Ibn Rushd's application of homonymy theory to the issue of divine attributes offers a new opportunity to understand the issue of attributes.
Felsefe ve mantık ilişkisi klasik felsefede lazım-melzum ilişkisi içerisinde ele alınmış ve biri olmaksızın diğerinin varlığı yadsınmıştır. Bu kadar güçlü bir ilişki kurulmasına rağmen filozofların metinlerinde mantık ilminin konu, kavram ve meselelerinin çoğu zaman zımnî bir şekilde yer aldığı görülür. Bu çalışmada mantık ilminin kelâmî ve felsefî bir mesele olan sıfatlar tartışmasında nasıl bir rol oynadığı konusu ele alınmıştır. Letâif-i kelamdan kabul edilen tevhid konusunun alt bir meselesi olarak ilahî sıfatlar, farklı boyutlarıyla İslam düşüncesinde sayısız düşünür tarafından ele alınıp tartışılmıştır. İbn Rüşd de kendisinden önceki geleneğin tartıştığı bu meseleye bigâne kalamamış ve yeni bir düzlemde, farklı bir yaklaşımla konuyu incelemiştir. Bu çalışmada İbn Rüşd’ün sıfatlar tartışmasına dair yaptığı okuma biçimi sadece müşterek lafız teorisi ile sınırlandırılmıştır. Nitekim bu yolla mantık ve felsefe ilişkisinin birbirinden kopmayan iki cüz oldukları gösterildiği gibi İbn Rüşd’ün sıfatlar bahsinde kendine özgü mantık temelli bir yaklaşımı savunduğu iddia edilmiştir. Nihai olarak İbn Rüşd’ün müşterek lafız teorisini ilahî sıfatlar bahsine tatbik etmesinin sıfatlar meselesini anlamada yeni bir imkân sunduğu gösterilmiştir.