Osmanlı Taşrasında Meliklik Diplomasisi: Vezir İshak Paşa’nın BatıGürcistan Meliklikleriyle İlişkileri Üzerine Bir İnceleme


Creative Commons License

Kazdal M.

IV.ULUSLARASI OSMANLI İZLERİ SEMPOZYUMU, 27 - 28 Kasım 2025, ss.142-145, (Özet Bildiri)

  • Yayın Türü: Bildiri / Özet Bildiri
  • Sayfa Sayıları: ss.142-145
  • Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Bu bildiri, 18. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Kafkasya’da sürdürdüğü çok yönlü siyasi hâkimiyet stratejileri çerçevesinde, Çıldır Beylerbeyi Vezir İshak Paşa’nın Batı Gürcistan’daki yerel feodal yapılarla, özellikle Açıkbaş (İmereti), Güril ve Dadyan meliklikleriyle kurduğu ilişkileri analiz etmeyi amaçlamaktadır. Osmanlı taşra idaresinin yalnızca merkezî buyruklarla değil, yerel güç odaklarıyla geliştirilen pragmatik ittifaklar üzerinden nasıl işlediğini göstermek bakımından İshak Paşa'nın tecrübesi, dikkate değer bir tarihsel örnek teşkil etmektedir.

 

18. yüzyılın ilk yarısı, Osmanlı-İran mücadelesinin devam ettiği ve Rusya’nın Kafkasya siyasetine müdahil olmaya başladığı bir dönemdir. Osmanlı Devleti, bu yeni çok aktörlü dengeyi gözeterek doğrudan idari müdahale yerine yerel melikler üzerinden yürütülen bir denetim mekanizması benimsemiştir. Bu sistemin başarısı, büyük ölçüde bölgede görev yapan beylerbeyilerle, özellikle İshak Paşa gibi yetkin taşra yöneticileriyle mümkün olmuştur. İshak Paşa, sadece bir idareci değil, aynı zamanda Osmanlı'nın Kafkasya’daki çıkarlarını sürdürülebilir kılmak adına diplomatik dengeyi yöneten bir temsilci olarak öne çıkmaktadır. İshak Paşa’nın, söz konusu melikliklerle olan ilişkilerinde üç temel işlev öne çıkar: arabuluculuk, hakemlik ve temsil. Açıkbaş Melikliği’nde V. Giorgi, Simon ve Aleksandr gibi hükümdarlar döneminde yaşanan iktidar mücadelelerinde Osmanlı’nın çıkarlarını gözeten bir denge siyaseti izlemiştir. Melikler arasındaki toprak ve miras ihtilaflarında zaman zaman bizzat çözüm önerileri sunmuş; kimi durumda ise melik atamalarında payitahta teklifler iletmiştir. Bu sayede hem Osmanlı otoritesinin sembolik gücünü sürdürmüş, hem de bölgesel istikrarı sağlayarak taşrada çatışmaların yayılmasını engellemiştir.

 

Bu diplomatik faaliyetlerin arkasında güçlü bir mali kontrol mekanizması da yer almaktadır. Meliklerin Osmanlı hazinesine ödemekle yükümlü oldukları yıllık vergilerin takibi ve tahsili büyük oranda İshak Paşa'nın nezaretinde gerçekleşmiştir. Arşiv belgeleri, bu vergilerin türleri, miktarları ve ödeme tarihleri hakkında ayrıntılı bilgiler sunmakta; vergi gecikmeleri veya eksik ödemeler durumunda İshak Paşa’nın doğrudan müdahalelerde bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bu yönüyle Paşa, yalnızca bir askerî-idarî figür değil, aynı zamanda bölgenin mali disiplinini sağlayan bir denetleyicidir. İshak Paşa’nın en dikkat çeken stratejilerinden biri, meliklikler arasındaki güç dengesini korumaya yönelik politikalarıdır. Osmanlı'nın çıkarlarının yanında yerel feodal dengeleri de gözeterek çatışma ortamını kontrol altında tutmayı başarmıştır. Bu tutum, hem Osmanlı Devleti'nin Batı Gürcistan’daki etkinliğini sürdürebilmesini sağlamış hem de İshak Paşa’nın kişisel otoritesini meşrulaştırmıştır. Gürcü tarihçi Vahuşti’nin kendisini “Ahıska, Tiflis, İmereti, Lori ve Kaheti kralı” olarak tanımlaması, bu nüfuzun yerel algıdaki izdüşümünü göstermesi açısından oldukça anlamlıdır.

 

Sonuç olarak bu bildiri, Vezir İshak Paşa’nın Batı Gürcistan melikleriyle kurduğu ilişkiler üzerinden, Osmanlı taşra siyasetinde diplomasi, ekonomik denetim ve yerel otorite kurma süreçlerinin nasıl birlikte işlediğini gözler önüne sermektedir. İshak Paşa’nın faaliyetleri, klasik bir beylerbeyi görev tanımının ötesinde; merkeziyle uyumlu ama aynı zamanda yerel bağlamlara duyarlı, çok katmanlı bir taşra yöneticiliği modelinin örneğidir. Dolayısıyla bu çalışma, Osmanlı-Gürcistan ilişkilerine dair literatüre yeni bir bakış açısı sunmayı ve taşra yöneticilerinin Osmanlı dış politikasındaki rolünü daha iyi kavramaya katkı sağlamayı hedeflemektedir.