Tıbbi Biyoloji Alanında Uluslararası Araştırmalar-I, Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Nur Coşkun Demirkalp, Editör, Eğitim Kitabevi, Konya, ss.85-127, 2026
Kanser tedavisinde elde edilen önemli ilerlemelere rağmen, tedaviye
direnç gelişimi klinik başarının önündeki en büyük engellerden biri olmaya
devam etmektedir(Diaz et al., 2012). Kemoterapi, hedefe yönelik tedaviler
ve immünoterapilerle başlangıçta anlamlı klinik yanıtlar alınabilmesine
rağmen, hastaların önemli bir kısmında zamanla tedavi etkinliği azalmakta
ve hastalık progresyon göstermektedir. Tedavi direnci, yalnızca tedavi
başarısızlığına değil; aynı zamanda hastalığın nüksü, metastaz gelişimi ve
genel sağkalımın azalmasına da yol açmaktadır. Bu nedenle kanser
tedavisinde direnç, biyolojik olduğu kadar klinik ve translasyonel açıdan
da kritik bir problem olarak değerlendirilmektedir (Diaz et al., 2012;
Misale et al., 2012; Van Allen et al., 2014).
Direnç gelişimi, tümör hücrelerinin tedavi baskısı altında hayatta
kalabilme ve adaptasyon yeteneğini yansıtan dinamik bir süreçtir. Tümör
heterojenitesi, genetik instabilite ve mikroçevre etkileşimleri bu sürecin
temel belirleyicileri arasında yer almaktadır. Klinik gözlemler, aynı
histopatolojik tanıya sahip hastaların dahi aynı tedaviye farklı yanıtlar
verdiğini göstermekte; bu durum, tedavi direncinin altında yatan moleküler
mekanizmaların karmaşıklığını ortaya koymaktadır (Gao et al., 2010;
Swartz et al., 2012).