Tafsil dönemi Selefiliği'nin Nakil ve Re'ye bakışı (İbn Teymiyye örneği)
Tezin Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı (Yl) (Tezli), Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2024
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: OKTAY YAHŞİ
Danışman: Salih Sabri Yavuz
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:İslâm dininin en orijinal haliyle yaşandığı dönem, Hz. Muhammed (s.a.v.)'in hayatta olduğu dönemdir. Bu dönemde dînî meselelerde başvurulan merci, doğrudan Hz. Peygamber (s.a.v.)'in kendisi iken, onun vefatından sonra bu rol sahâbeler tarafından üstlenilmiştir. Hz. Peygamber'in vefatına yakın bir dönemde bazı ihtilaflar ortaya çıkmış olsa da İslâm toplumunun bünyesini zedeleyecek boyutta ilk büyük ihtilaf halîfe seçimiyle başlamıştır. Hz. Osman (r.a.)'ın şehit edilmesinin ardından ise ihtilaflar itikadî alanlara taşmaya başlamış, farklı kültür ve medeniyetlerden gelen insanların İslâm ile tanışması ve tercüme faaliyetlerinin etkisiyle bu ihtilaflar daha da artmıştır. Bu süreç, farklı itikadî ve fıkhî ekollerin ortaya çıkmasına yol açmış; bu ekollerin dışında kalanlar ise sahâbe ve tabiînin görüşlerini benimseyip onları model alarak Selefîyye adı altında bir araya gelmişlerdir. Selefîyye ekolunu sistemleştiren ve önceki Selefî alimlerden miras kalan icmâli ilimleri tafsîlatlandıran İslâm âlimi İbn Teymiyye'dir. O, İslâm kültür ve medeniyetine birçok alanda katkı sunmuş bir âlim olup onun en büyük katkısı kelâm alanında akıl-nakil ilişkisi ile alakalı olmuştur. Bu dönemde İbn Teymiyye, Fahreddin er-Râzî ile takipçileri tarafından "kânun-i küllî" olarak adlandırılan akıl ile naklîn çatışması durumunda aklın esas alınarak naklîn te'vil edilmesi prensibine karşı Der'ü teâruzi'l-akl ve'n-nakl adlı eserini kaleme almıştır. İbn Teymiyye, bu eserinde sâlim akıl ile sahih nakil arasında hiçbir çatışma olmadığını savunmuş ve bu görüşünü çeşitli açılardan gerekçelendirerek ispata çalışmıştır.