Elektif Koroner Arter Bypass Greft Ameliyatlarında Pulsatil ve Non-Pulsatil Akım Kullanılan Kardiyopulmoner Bypass Tekniklerinin Postoperatif Deliryum Gelişimi Üzerine Etkilerinin Karşılaştırılması
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Cerrahi Tıp Bilimleri Bölümü, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2023
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: GÖZDE KESKİN ÇİMEN
Asıl Danışman (Eş Danışmanlı Tezler İçin): Hızır Kazdal
Eş Danışman: Leyla Kazancıoğlu
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Amaç: Kardiyak cerrahi uygulanan hastalar, deliryum görülme sıklığı açısından önemli bir yer tutar. Kardiyopulmoner bypass (KPB) sırasında pulsatil veya non pulsatil akım tekniğinin her ikisi de günümüzde kullanılmaktadır. Pulsatil akım kullanıldığında mikrosirkülasyona daha fazla enerji iletilir, bu da doku perfüzyonu, lenfatik akımı ve hücresel metabolizmayı olumlu etkiler. Non-pulsatil akım; baroreseptörler, böbrekler ve endotel üzerindeki ileri nöroendokrin yanıtları azaltır. Bu etki mekanizmalarından yola çıkarak, çalışmamızda, elektif koşullarda yapılan koroner arter bypass greft (KABG) ameliyatlarında pulsatil ve non pulsatil akım tekniğinin postoperatif deliryum gelişimi üzerine etkilerinin karşılaştırılmasını amaçladık. Materyal ve Yöntemler: Prospektif randomize çalışmamız için, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurul'unun 01.09.2021 tarih ve 2021/157 karar numarası ile bilimsel ve etik açıdan onayı alınmıştır. Daha sonrasında hastanemizde elektif KABG cerrahisi uygulanmış olan 35-80 yaş arası ASA III-IV grubu olgular dahil edildi. Hastalar KPB'de pulsatil (Grup P) ve non-pulsatil (Grup NP) akım tekniği kullanılmasına göre 2 gruba ayrıldı. Grup NP'de 39, Grup P'de 34 hasta mevcuttu. Hastaların demografik ve klinik özellikleri, kross klemp süresi, KPB süresi, toplam cerrahi süre, hipotermi derecesi ve süresi, verilen eritrosit süspansiyonu, taze donmuş plazma gibi operatif verileri kaydedildi. Bölgesel beyin oksijenasyonu (rScO2) sağ ve sol, ortalama arteriyel basınçları, nazofarengeal ısıları, periferik oksijen satürasyonu, rutin alınan kan gazlarındaki laktat, PaCO2 değerleri 3 ayrı zaman diliminde (giriş, en düşük ısı anında ve sternum kapandığında) ölçüldü. Postoperatif dönemde 24. ve 72. saatlerde "deliryum derecelendirme ölçeği revise – 98 (DRS-R-98)" kullanılarak hastalar deliryum gelişimi açısından değerlendirildi. Bulgular: 73 hastanın verileri analiz edildi. Grup NP ile Grup P arasında deliryum açısından anlamlı bir fark yoktu, 2 grup arasındaki demografik ve klinik özellikler benzerdi (p>0,05). Ancak hipotermi derecesi, miyokard enfarktüsü (MI) öyküsü durumu, karotis arterde darlık durumu ve vücut kitle indeksi yüksekliği Grup NP'de Grup P'ye göre istatistiksel olarak anlamlı farklılığa sahipti (p=0,03, p=0,028, p=0,04, p=0,037; p<0,05). Sonuç: Çalışmamızda KABG cerrahisi uygulanan hastalarda pulsatil akım tekniği ile non-nonpulsatil akım tekniğinin postoperatif deliryum görülme oranları benzerdi. Ancak Grup NP de deliryum tanısı konan hastaların sayısı Grup P'ye göre daha fazlaydı. Bu grupta hastalar daha hipotermikti, geçirilmiş MI ve karotis arter darlığı öyküsünün daha fazla olmasının bu sonuçta etkili olabileceğini düşündük. Bu nedenle KABG cerrahisi uygulanacak hastalarda preoperatif risk faktörleri göz önünde bulundurulmalıdır. Bu risk faktörlerine bağlı olarak pulsatil akım tekniğinin tercih edilmesi doğru bir yaklaşım olacaktır. Anahtar Sözcükler: Koroner Arter Baypas Cerrahisi, Pulsatil Akım, Deliryum, Non-Pulsatil Akım